Habîbetü Resûlillâh: Hz. Aişe
Müminlerin annesi, Peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s) sevgilisi, zeki, cümert, yardımsever insan, ilimi ve belagatı (hitabeti) ile müstesna bir sahabe Hz. Aişe'nin (ra) hayatı ve kişiliğine dair bir çok şeyi bu yazıda bulacaksınız.
Ailesi, Doğumu ve Çocukluk Yılları
Hz. Âişe, Teym kabilesine mensuptur. Teym kabilesi, Araplar’ın dört ana kolundan biri olan Mudar’ın en önemli kabilesi olarak kabul edilen Kureyş’in bir koludur. Babası Hz. Ebubekir'dir.
Hz. Âişe bi’setin 4. yılında (614) Mekke’de dünyaya gelmiştir. Çocukluğu hakkında fazla bilgi yoktur. Araplarda sütanneye verilme geleneği sebebiyle Hz. Âişe de sütanneye verilmiş; onu Vâil Ebü’l-Ku‘ays’ın hanımı emzirmiştir. Hz. Peygamber’in (sas) en yakın arkadaşı ve sırdaşının kızı oluşunun; Resûlullah’ın evlerine hemen her gün gelişinin; davetin ve büyük hadiselerin meşakkatini yüklenen bir evde yetişmesinin onun şahsiyetinde, İslâm’ı ve hayatı anlamasında büyük tesiri olmuştur. Özellikle de akıllı ve zeki oluşu çocukluğundan beri hareket ve davranışlarından seziliyordu.
Ailesi, Künyesi, Lakapları, Doğumu ve Çocukluk Yılları
Ailesi
Hz. Âişe’nin babası Hz. Ebû Bekir, annesi Ümmü Rûmân’dır. Dedesi Ebû Kuhâfe, Mekke’nin fethinden hemen sonra oğlu Ebû Bekir’in aracılığıyla Müslüman olup sahâbîler arasına katıldı. Halaları; hepsi de sahâbî olan Ümmü Âmir, Kureybe ve Ümmü Ferve’dir. Hz. Âişe’nin anne ve babasının mensup olduğu Teym kabilesinin soyu Mürre b. Kâʻb’da; baba tarafından nesebi yedinci; anne tarafından nesebi ise on bir veya on ikinci batında Hz. Peygamber’in (sas) nesebiyle birleşmektedir.
Babası Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber’in (sas) yakın dostu, hicrette yol arkadaşı ve onun tarafından “Sıddîk” olarak taltif edilmiş olup Hulefâ-yi Râşidîn’in ilkidir. Hz. Peygamber’in (sas) onun üstünlüğünden söz ederken herkesin kendisini yalanladığı bir sırada Hz. Ebû Bekir’in inandığını ve İslâmiyet için her şeyini feda ettiğini söylemesi onun ilk Müslümanlardan olduğunu göstermektedir.
Annesi Ümmü Rûmân, Medine’de hicretin altıncı yılı (627),[7] Zilhicce ayında vefat etmiştir. Cenaze namazını Hz. Peygamber (sas) kıldırmış, kabrine inip onun için dua ettikten sonra, “Allah’ım! Ümmü Rûmân’ın, senin ve peygamberinin uğrunda neler çektiğini en iyi sen bilirsin” demiştir. Ayrıca sahâbîlere cenazesini göstererek, “Kim cennet hurilerinden bir kadını görmek isterse Ümmü Rûmân’a baksın.” dediği belirtilmektedir.
Kardeşleri
Hz. Âişe’nin dördü erkek ikisi kız olmak üzere altı kardeşi vardır. Bunların tamamı Müslüman olmuştur. Bunlardan sadece Abdurrahman ana-baba bir kardeşidir. Baba bir, anne ayrı kardeşleri Abdullah, Esmâ, Muhammed ve Ümmü Külsûm’dur. Anne bir baba ayrı kardeşi ise Tufeyl’dir.
Lakapları
Lakap bir kimseye asıl adından ayrı olarak sonradan takılan ikinci bir isim; şeref payesi; halife ve sultanların hâkimiyet alametidir. “Kişinin severek aldığı, onu toplum içinde yücelten ad” anlamında lakap güzel görülmüş ancak inananların birbirlerini çirkin lakaplarla çağırmaları Kur’an-ı Kerim’de yasaklanmıştır.
Hz. Peygamber (sas) Hz. Âişe’yi çok sevdiği için kendisine Ayşe, Uveyş ve Âiş (Âyiş) diye hitap ederdi. Ayrıca açık tenli olmasından dolayı Hz. Âişe’ye “Humeyrâ” denildiği kendisine Hz. Peygamber’in (sas) bu şekilde hitap ettiği de rivayet edilmiştir. Hz. Âişe’ye şerefi ve faziletine delalet eden pek çok lakap verilmiştir. Bunlardan tespit edebildiklerimiz şunlardır.
i. Ümmü’l-Mü’minîn
Ümmü’l-Mü’minîn/Ümmehâtü’l-Mü’minîn Hz. Peygamber’in (sas) hanımları için kullanılan bir lakaptır. “Müminlerin Annesi” anlamına gelen bu tabir Hz. Âişe’nin en meşhur lakabıdır. Bu lakabı bizzat Allah (cc) vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de: “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır.” buyrulmaktadır. Mü’minlerin Anneleri konumundaki eşlerinin boşandıkları takdirde başkaları ile evlenmeleri Kur’an hükmüyle yasaklanmıştır.
ii. Habîbetü Resûlillâh
Allah Resûlü’nün sevgilisi anlamına gelen bu lakap Hz. Peygamber’in (sas) Hz. Âişe’ye aşırı sevgisini göstermektedir. Resûlullah’a (sas): “İnsanlar içerisinde en çok kimi seviyorsun?” diye sorulduğunda Resûlullah (sas): “Âişe” cevabını verdi. “Peki, erkeklerden en çok kimi seviyorsun?” denilince “babasını” buyurması Hz. Âişe’ye olan sevgisine güzel bir örnektir.
iii. Sıddîka/Sâdıka
Sıddîk doğru sözlü, doğruluktan ayrılmayan gerçeği tasdik eden anlamlarında kullanılan bir Kur’an terimidir. Hz. Ebû Bekir, “es-Sıddîk” lakabıyla tanındığı için Hz. Âişe’ye “Âişe es-Sıddîka (es-Sâdıka) binti’s-Sıddîk” denilmiştir. Mesrûk, Hz. Âişe’den hadis rivayet ederken bu lakapla başlamıştır. İbn Hacer de ‘Âişe’nin Faziletleri Bâbı’na “O, Sıddîka bt. es-Sıddîk…” şeklinde başlamıştır.
iv. Tayyibe
Tayyib, temiz ve yararlı olduğu için insan tabiatına hoş gelen aklın ve dinin benimsediği şeyler hakkında kullanılan Kur’an tabiridir. İfk Hadisesi’nden sonra inen Nûr Sûresi’nin 26. Âyeti Hz. Âişe hakkında nâzil olmuştur. Âyette Hz. Âişe’nin “Tayyibe/temiz” olduğu ifade edilmiştir. Bundan dolayı Hz. Âişe hakkında “Tayyibe” lakabı kullanılagelmiştir. Hz. Âişe: “Temiz (Tayyibe) olarak yaratıldım ve temiz (Tayyib) birisine eş oldum. Mağfiret ve bereketli bir rızıkla müjdelendim.” demiştir.
v. Humeyrâ
Hz. Âişe’ye beyaz tenli olmasından dolayı Humeyrâ denilmiştir.
vi. Muvaffaka
“Başarılı, zeki, muktedir ve sonuç alan” anlamındadır. Bu lakab da Hz. Âişe’ye Hz. Peygamber (sas) tarafından verilmiştir.
vii. Müberrâ
Sözlükte berî, müstesna, azâde, münezzeh ve arınmış anlamlarına gelir. Hz. Âişe’ye müberrâ denilmiştir. İfk Hadisesi’nde münafıkların dedikoduları şuyu’ bulduğunda Hz. Âişe ve İfk ehli hakkında âyet-i kerime nâzil oldu. Hz. Âişe münafıkların iftiralarından berî ve arınmış olduğu için kendisine müberrâ denilmiştir.
Vefatı
Hz. Âişe altmış beş veya atmış altı yaşında iken 17 Ramazan 58[37] (14 Temmuz 678) Çarşamba gecesi, vitir namazını kıldıktan sonra Medine’de vefat etti. Vefatı Muâviye’nin halifeliği devrinde oldu. Ölümü Medine’de büyük bir üzüntüyle karşılanmış, cenazesi aynı gece kaldırılmıştır. Kadınlar da dâhil olmak üzere Medine ve civarındaki bölgelerde yaşayan bütün halk geceleyin Cennetü’l-Baki’ye gelmiş, cenazesinin üzerine bir örtü çekilerek cenaze namazı mezarlığın ortasında Medine vali vekili Ebû Hüreyre tarafından kıldırılmış, vasiyeti üzerine Cennetü’l-Baki’ye defnedilmiştir. Onu kabre erkek ve kız kardeşlerinin çocukları Kâsım b. Muhammed, Abdullah b. Abdurrahman, Abdullah b. Muhammed b. Abdurrahman b. Ebû Bekir, Urve b. Zübeyr ve Abdullah b. Zübeyr koymuşlardır.
Hz. Âişe’nin Şahsiyeti ve Ahlâkı
1. Zekâsı
Hz. Âişe’nin mükemmel bir zekâsı ve hâfızası vardı. Bir gün Hz. Âişe arkadaşları ile karınca oyunu oynarken Resûlullah eve gelmiş, karıncalar içinde kanatlı bir at bulunduğunu gördüğünde Hz. Âişe’ye: “Bunlar nedir ey Âişe?” diye sordu. “Attır” cevabını alınca, “Fakat atın kanatları olur mu?” deyince Hz. Âişe: “Neden olmasın! Süleyman’ın atları kanatlı değil miydi?” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah tebessüm etti. Hz. Âişe’nin cevabı onun zekâsını, hâfızasındaki kuvveti ve çağrışım kabiliyetini gösterir. Hz. Âişe’nin hâfızası her hadise münasebetiyle bir şiir okuyabilecek kadar kuvvetli idi. Hâfızasında yüzlerce şiir bulunan Hz. Âişe yüz altmış beyitlik bir kasideyi ezbere okuyabiliyordu. Hz. Âişe güçlü hâfızası ve ezberindeki şiirler sayesinde Arap toplumunun gözde edebî ifade tarzını yakalayabilecek belâğatli ve etkili konuşmalar yapardı. Bu konuşmalar dinleyenlerde hayranlık uyandırırdı. Şüphesiz çok büyük bir şöhrete sahip oluşunda, etkili ve güzel söz söyleme sanatında güçlü hâfızasının etkisi büyüktü.
2. Edebî Yönü
Hz. Âişe edebî yönü, fesâhat ve belâgatıyla ünlü bir hatipti. Bu yüzden konuşması insanlara çok tesir ederdi. Babasının vefatı üzerine kabri başında yaptığı dua, Cemel Savaşı’ndaki hutbesi ve bazı mektupları onun edebî kabiliyetini gösteren şaheser örneklerdir. Ayrıca Arap tarihi, ensâb ilmi, câhiliye çağının içtimaî vaziyeti, örf ve âdetleri hakkında geniş bilgi sahibi idi. Şiir ve edebiyat ile tarih ve ensâbı, bu konularda ihtisas derecesinde bilgi sahibi olan babası Hz. Ebû Bekir’den öğrenmişti. Hz. Âişe son derece fasih ve beliğ konuşurdu. Öğrencilerinden Mûsa b. Talhâ: “Hz. Âişe’den daha fasih konuşan bir kimse görmedim.” demiştir. Ahnef b. Kays ise, “Hz. Âişe’nin ağzından duyduğum söz kadar muhteşem ve güzel söz duymadım.” demiştir.
3. İlmî Yönü
Hz. Âişe, Hz. Peygamber (sas) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerîm’i ve Hz. Peygamber’in (sas) sünnetini en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahâbîlerin başında yer almaktaydı. O, hem baba evinde, hem Hz. Peygamber’in (sas) yanında zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası, aşk ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişti ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edindi. Hz. Peygamber’den (sas) aldığı feyiz sayesinde İslâm esaslarının en mümtaz öğreticisi oldu. Hz. Âişe’nin elde ettiği bilgiler sadece dini ilimlerle sınırlı değildi. Onun bilgisi Tarih, Tıp, Edebiyat, Hitâbet, Arabistan tarihi ve Ensâb gibi alanlarda da ileri seviyedeydi. O ilminin büyük kısmını babasından almıştır. Hz. Âişe’nin bazı tıbbî bilgileri öğrenmesi ise Resûlullah’a gelerek ona bu hususta tedavinin nasıl yapılacağını anlatan Arap heyetleri vasıtasıyla olmuştur. Urve ona: “Tıp ilmini nereden ve nasıl öğrendin?” diye sorduğunda şöyle cevap vermiştir: “Ömrünün sonlarında Resûlullah hastalanınca her taraftan kendisine heyetler gelir ve tedaviyle alakalı tariflerde bulunurlardı ve ben de o şekilde tedavi ederdim, işte buradan biliyorum.” Hz. Âişe tabiplerin verdiği ilaçları öğrenir, bunları Resûlullah’a hazırlar, katıldığı savaşlarda yaralıları tedavi eder ve yaralarını sarardı.
Sünnet-i nebeviyyeyi nakil ve şerh etmekle kalmadı, aynı zamanda onun doğru anlaşılması hususunda ilmî tenkit zihniyetini ortaya koydu. Küçük yaşından itibaren Kur’an’ı ezberlemeye başlamış âyetlerin kıraat tarzını iyice öğrenmişti. Bilhassa Medine’de nâzil olan âyetlerin nüzûl sebeplerini, delâletlerini, tahlil ve değerlendirmelerini ve her âyetle nasıl istidlâl edilip ondan nasıl ahkâm çıkarılacağını çok iyi bilirdi. Kur’an’ı en iyi anlayanlardan biriydi. Kur’an-ı Kerîm’i tefsir etmiş, Sünneti de çok iyi anlamış olan Hz. Âişe, hadislerden istinbât ve kıyas suretiyle yeni hükümler çıkarırdı. Onun ictihad ve fetvaları, kendisinin bir fakîh ve müctehid olarak kabul edilmesini sağladı.
4. Cömertliği ve Yardımseverliği
Hz. Âişe çok cömert ve yardımseverdi. Bir defasında Hz. Âişe’ye içerisinde yüz bin dirhem bulunan iki çuval dolusu para gönderildi. Âişe bir tabak istedi, o gün de oruçluydu, oturdu ve insanlara pay etmeye başladı. Akşam olduğunda geride bir dirhem dahi kalmadı. İftar vakti geldiğinde: “Kızım iftar yemeğimi getir!” dedi. Hizmetçisi ona ekmek ve yağ getirdi. Ümmü Zerre Âişe’ye: “Bugün dağıttıklarından bize bir dirheme et alsaydın da onunla iftar etseydik!” dedi. Bunun üzerine Âişe: “Beni kınama, hatırlatsaydın bunu yapardım” dedi. Başka bir rivayette Urve, Hz. Âişe hakkında şunu söylemiştir: “Onun yetmiş bin dirhem sadaka dağıttığını gördüm. Bununla beraber eski elbiseler giyinirdi.” Yine Urve’den rivayet edildiğine göre Hz. Âişe, kendi giysisini yamadığı hâlde, yetmiş bin dirhemi sadaka olarak dağıtmıştı. Bu rivayet, Hz. Âişe’nin cömertliği, ibadeti ve zühdünü göstermektedir.
Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Ömer SABUNCU'nun İslamtarihi.net sitesinde yayınlanan makalesinden derlenmiştir.

