Hz. Davut (as) Mahkemesine sığınan iki davalıdan sadece birinin iddiasını dinleyip karar vermekten son anda vazgeçti.
Adil mahkemelerde esas olan iki tarafı da dinleyip doğru karara doğru delillerle ulaşabilmektir. Ancak bu her zaman mümkün olmayabiliyor. Zira güç bakımından üstün olanların sesi her daim zayıflara nazaran daha fazla çıkabilmektedir. Bu güç bazen kendini mal ve servet ile gösterebilmekte, bazen de dil ile söze dökülebilmektedir. Ancak hakemlerin, hakimlerin, karar mercilerinin asli vazifesi her hâlükârda iki tarafı da yeterince dinleyip, delillerini ve belgelerini göz önünde bulundurarak karar vermektir.
Adalet ve Doğruluğun Tek Kaynağı: Kur-an
Rehberimiz Kur-an’ı Kerimde Yüce Allah (cc), Peygamberi Hz. Davud (as) üzerinden bu konuda bize bir örnek vakıa göstermiş ve her daim hayatımızın esasının adil hüküm vermek, adaleti tesis etmek üzere olması gerektiğini emir buyurmuştur.
Kıssanın tarihsel anlatımı şu şekildedir.
Dâvûd bir mâbedde ibadetle meşgul iken iki kişi, mabedin duvarını aşarak ansızın onun karşısına çıkmışlar. Hz. Davut (as) ilk etapta ve gayet insani bir refleks ile bu iki kişinin kendisine zarar vermelerinden kaygılanıp telâşa kapıldı. Onlar, Hz. Dâvûd’un telâşa düştüğünü görünce korkulacak bir şey olmadığını söylediler. “Birimizin diğerini haksızlık etmekle suçladığı iki davacıyız biz. Aramızda âdil bir hüküm ver; doğruluktan sapma, bize de doğru yolu göster.” Dediler. Şahıslardan ilki “Şu adam benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘Onu da bana ver’ diyor” dedi.
Hz. Dâvûd ise ikinci şahsı dinelemeden şöyle dedi: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana karşı haksızlık etmiştir” Ancak bu nokta Hz. Davud (as) Allah tarafından sınandığını anladı ve neredeyse yanlış, adaletsiz hüküm vermek üzere olduğundan Allah’a sığındı, secdeye kapandı ve tövbe etti. Yüce Allah da ona buyurdu ki “Aralarında ortaklık ilişkileri bulunanların çoğu birbirine haksızlık ederler; yalnız iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapmakta olanlar böyle değildir. Ama onlar da çok azdır.
Ne mutlu o kişilere ki bu azınlığa dahil olmuş olanlar.
Buyurun bir de bu hadiseyi Kur-an’ın dilinden dinleyelim ve en iyisi ve doğrusunu Allah bilir diyerek bitirelim.
Davalaşanlara dair bilgi sana ulaştı mı? Bu adamlar mâbedin duvarına tırmanıp Dâvûd’un yanına girmişlerdi. Dâvûd onları görünce telâşlanmıştı. “Korkma” dediler, “Birimizin diğerini haksızlık etmekle suçladığı iki davacıyız biz. Aramızda âdil bir hüküm ver; doğruluktan sapma, bize de doğru yolu göster.” (Sâd Suresi- 21-22. Ayet)
“Şu adam benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘Onu da bana ver’ dedi ve bu tartışmada bana baskın çıktı.” (Sâd Suresi- 23. Ayet)
Dâvûd şöyle dedi: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana karşı haksızlık etmiştir. Zaten aralarında ortaklık ilişkileri bulunanların çoğu birbirine haksızlık ederler; yalnız iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapmakta olanlar böyle değildir; ama onlar da o kadar az ki!” Dâvûd (böyle bir temsil ile) kendisini sınadığımızı anladı. Bunun üzerine rabbinden kendisini bağışlamasını dileyerek secdeye kapandı ve bütünüyle O’na yöneldi. (Sâd Suresi- 24. Ayet)

