İşlerini aralarında danışarak yapanlar kurtuluşa erenlerdir
Yüce Allah kullarına gönderdiği mesajda mealen şöyle buyuruyor.
(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. (Şura 36-39)
Öncelikle şunu bilin ki bu dünyada sahip olduğunuz herşey geçicidir. Sadece bu dünyadaki kısacık hayatınız için birer vesiledirler. O sebeple sahip olduğunuzu zan ettiğiniz mal, makam, evlatlar ve ruhunuzu taşıyan bedeniniz sadece birer araçtırlar. Size hizmet için verilen bu nimetleri sakın ola ki amaç haline getirip onları muhafaza ve müdaafayı önceliğiniz haline getirmeyin. Tek önceliğiniz sahip olduklarınızla Allah'a daha iyi bir kul olmak olsun. Onun gönderdiği Din'i, yani İslam'ı en güzel şekilde yaşamak ve yaşatmak ana gayeniz olsun.
Allah'a olan inancınızı, O'na olan tevekkülünüzle her zaman test edebilirizsiniz. Yani gerçekten her işinizde elinizden geleni yaptıktan sonra gönlünüz rahat bir şekilde O'nun takdirine razı olabiliyor musunuz? Payınıza düşen her ne ise, görünüşte iyi veya kötü olsun, ona rıza gösterip Allah'a şükredebiliyor musunuz? Nefsinize veya çıkarlarınıza göre değil, Allah'ın koyduğu ölçüye göre iyiye iyi, kötüye kötü diyebiliyor musunuz? Eğer öyleyse kurtuluşa erenlerden olursunuz.
Öfkelendiğiniz, kızdığınız, küstüğünüz zaman eğer bunların sebebi kişisel çıkarlarınız, dünyalık menfaatleriniz için ise bağışlayabiliyor musunuz? Zira Allah'ın rızası için deyip attığınız her adımda muhakkak fayda gören ve karlı çıkacak olan siz olacaksınızdır.
Günde 5 vakit, günün en önemli dönümlerinde, güneş doğarken, en tepedeyken, serinlerken, batarken ve battıktan sonra Allah'ı anıp ona istediği şekilde ibadet ediyor musunuz? Yani huzurunda dik durup, boyu eğip, yere kapanıp yalvarabiliyor musunuz? Eğer Allah'a dua edebiliyorsanız kazanan siz olacaksınızdır.
İşlerinizi işin ehillerine, anne babanıza, eşinize, dostlarınıza danışarak mı yapıyorsunuz? Danıştıklarınızın söyledikleri hoşunuza gitmese de ortaya çıkan görüşe rıza gösterip, kabullenebiliyor musunuz? Yoksa "sen yapabilirsin", "senin kararın her şeyden önemlidir", "senin hayatın, senin kararın" diye nefislere fısıldayan çağdaş akımlara mı uyuyorsun? Eğer gerçekten istişarenin önemine inanıyor ve hayatına uyguluyorsan işi yolunda giden siz olursunuz.
Ve en önemlisi sahip olduğunu paylaşabiliyor musun? Sahip olduğun zamanı, gücü-kuvveti, malı-serveti Allah'ın rızasını gözeterek çevrendekilerle paylaşıyor musun? Miktarını önemsemeden muhtacı gözetebiliyorsan mutluluğa eren sen olursun.
İyi ve kötü zamanlarda dostlarınla, dindaşlarınla birlikte misin? Rengini, ırkını, dilini önemsemeden tüm Müslümanları tek bir ümmet olarak kabul edebiliyor musun? Eğer buna gönülden evet diyorsan her hangi birinin ayağına batan diken senin kalbinde sızıya dönüşür ve tel örgülerle çizilmiş suni sınırlardan kurtulan ruhun gerçek manadan özgürleşir.
Yüce Allah'tan bu mesajı kalbimize işlemesini niyaz ediyorum.


