Ölümsüzlük arayışı: Transhümanizm
İnsanın iyileştirilmesi, yani transhümanizm fikri, beklentilerin de ötesinde bir hızla ilerleyen teknolojik gelişmelerin yaşandığı çağımızda, tarihte hiç olmadığı kadar farklı bir hal aldı.
Teknolojiyi insanlığın kurtarıcısı olarak sunan bazı ütopik fikir akımları, çeşitli hastalıklara bulunan kalıcı çözümleri, uzun ömürlülüğe dair yapılan deneyleri, sonsuz yaşam arayışlarını sanki yeni bir din oluşuyormuş havasıyla transhümanizm adı altında kavramsallaştırmaya çalışıyorlar.
Peki gerçekten biyomühendislik, nanoteknoloji, nörobilim, yapay zekâ, insan-makine, makine-insan vb. kavramlar ile yürütülen bu çalışmalardan korkmalı mıyız? Biyolojik insan ırkının varlığı tehlike altında mı? Ya da transhümanizm yeni bir din olabilir mi?
Beden, akıl ve ruh bütünlüğü ile var olabilen insanın, bu karmaşık yapısı karşısında tek çareyi bu üçlemenin gerekliliğini inkarda bulan transhümanizm, belki de bu sebeple İslam dünyasında henüz pek karşılık bulabilmiş, ciddiye alınmış veya üzerinde çalışılmış bir olgu/kavram değil. Zira ruh ve akıldan bağımsız olarak bedenin sonsuza dek varlığını sürdürmesinin anlamsal bir karşılığı İslam dininde yoktur. İnsanın varlığını bedenine, maddesine yani DNA’sına indirgemeye çalışan batı aklı, şempazenin DNA’sı ile insanın DNA’sının arasında ciddi bir farkın olmadığını tespit edince çıkmaza girmiştir.
İnsanı 'insan' yapan, diğer canlılardan ayıran, ona bilinç kazandıran Ruh’tur. Ruh olgusunun bilimde herhangi bir karşılığı yoktur. Zira fiziksel, maddesel bir yapıda değildir. Herhangi bir şekilde algılanması ve test edilmesi mümkün olmayan ruha, bilim ile değil ancak inanç perspektifinden bir anlam bulunabilir.
“İşte O, duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bilmektedir, izzeti sınırsız, rahmeti boldur.” (Secde suresi 6.Ayet)
“Habibim! Sana ruhtan soruyorlar. De ki; Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ise ilimlerden ancak pek az bir şey verilmiştir.” (İsra Suresi, 85. Ayet)
İnsanı yaratan ve ona Ruh’undan üfleyen Yüce Allah (cc) Ruh’un akılla idrak edilemeyeceğini ve tabiri caiz ise onun şifresinin ancak katında ve kendisinin ilminde olduğunu bize bildirmektedir. Dolayısıyla insanı insan yapan ruh, Allah’ın garantisindedir. Ona müdahale edip değiştirmeye, yönetmeye, yok etmeye hiçbir yaratılmışın gücü yetmez ve yetmeyecektir.
Ruhumuzun garantisini bildikten sora insana dair diğer iyileştirme arayışlarına (transhümanizme) daha bir gönül rahatlığıyla bakabiliriz sanırım. İyileştirme diyorlar. Zira insanın eksik olduğuna inanıyorlar. İnsanın yoktan var edilmesine inkâr için bir delil bulamadıklarından, insana eksiklik sıfatını yakıştırma kurnazlığını sergiliyorlar.
Transhümanizmin temel ve en büyük hedeflerinden biri insanı ölümsüz kılmaktır. Tabi bunu ilk etapta insan ömrünün uzatılmasının mümkün kılınması şeklinde formüle edip sunuyorlar. İnsana daha sağlıklı yaşam koşulları sunulup, dış tehlikelerden azami derecede muhafazası ile ömrünün uzatılabileceği fikri ilk etapta akla yatmakta, mantıklı görünmektedir. Ancak bu düşüncenin altında şöyle bir gizli tehlike var. Bir kere bu en temelinde sahte bir vaattir. Bu sahtekarlık sayesinde insanları kendi rızalarıyla, hayatları üzerinde giderek daha da fazla kontrol kurulmasına ikna ediyorlar. Bedenlerinin ve zihinlerinin suiistimal edilmesine ikna olan insan, artık onlar için sadece bir kobaydır. Deneysel bir metadır. Aklını kiraya veren insan artık bedenine kiracı olmakta, tabiri caiz ise eve zarar gelmesin, ev sahibi kızmasın diye tüm hayatını bedenine bekçilik yapmaya vakfetmektedir.
İnsanoğlu şunu hiçbir şekilde unutmamalıdır. Ölümsüzlük Şeytan’ın ilk insan olan Hz. Adem'e (as) yaptığı vaattir.
"Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı." (Araf Suresi, 20. Ayet)
Bu hayat kesinlikle bitecektir. Ebedi değildir. Bir sonraki hayat ise ebedidir. Bu hayat, bir test, imtihan aşamasıdır. Sonraki hayata açılan bir kapıdır sadece. İnsanoğlu, transhümanistlerin iddia ettiği gibi ölümün kölesi olmamak adına, kendisini bu dünyadaki “sonsuz yaşam” arzusuna kaptırarak aslında kendi rızasıyla köleleşmiş oluyor.
“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Al-i İmran Suresi, 185. Ayet)
“Her bir ümmet için (belirlenmiş) bir ecel vardır. (Kendilerine verilen süre bitip) ecelleri geldiğinde ise, bir an bile geri kalamazlar, öne de geçemezler.” (Araf Suresi, 34. Ayet)
Hz. Nuh için, 50 yılı hariç ömrünün tamamını (1000-bin- yılını) ümmetinin arasında geçirdi şeklinde bize Yüce Kur-an yaşanabilecek en uzun ömrü ibret mahiyetinde örnek göstermektedir. Yani bin yıl da yaşasan en nihayetinde öleceksin. İnanırsan kurtuluşa erecek, inanmazsan helake uğrayacaksın. Buradan da anlayabileceğimiz üzere önemli olan ne kadar yaşadığın veya yaşayacağın değildir. Önemli olan ömrünü nasıl geçirdiğindir.
Şunu da belirtmekte fayda var. Bedenimiz ruhumuza emanettir. Emaneti en iyi şekilde muhafaza etmek de vazifelerimizin arasındadır. Onu hor kullanmak, ona eziyet çektirmek gibi bir hakkımız olmağı gibi onu sağlıklı tutmak, ona iyi bakmak da onun üzerimizdeki haklarındandır. Asıl “biz” olan ruh ile bize emanet olan beden arasında, her birinin değerini, yerini, yapacaklarını bilerek, önemlerini ve önceliklerini muhafaza etmek önemlidir. Tabiri caiz ise beden bir ambalaj, ruh da o ambalajın içindeki gıdadır. Ambalajı olmayan gıdanın muhafazası veya taşınması nasıl mümkün değilse, içi boş ama dışı çok güzel bir ambalajın da pek bir ederi, değeri yoktur.
Hasılı kelam transhümanist insanların ölümsüzlük arayışları beyhude bir çabadır. Bu çabaların içinde profesyonel veya acemice bulunanların her türlüsüne hayatımızın her alanında rastlamak mümkündür. İnancımızı her daim taze ve diri tutarak kendimizi muhafaza edebiliriz Allah’ın izniyle.

