Tarihin Unutulmayan Yarası: AGORA
Karanlığa Direnen Bir Işık
Antik dünyanın en büyük bilgi merkezi İskenderiye Kütüphanesi’nin gölgesinde, dogmaların bilime savaş açtığı bir devirde; bir kadın, gökyüzünün gizemlerini çözmeye ant içmişti. Alejandro Amenábar’ın büyüleyici bir atmosferle beyaz perdeye taşıdığı Agora filmi, tarihin ilk kadın matematikçisi ve filozofu İskenderiyeli Hypatia’nın ilham verici ama bir o kadar da trajik hayatına ışık tutuyor. Peki, Hypatia’yı tarihin tozlu sayfalarından çıkarıp günümüze taşıyan asıl güç neydi? Bu yazımızda, felsefenin ve astronominin cesur sesi Hypatia’nın çektiği zorlukları, bilime olan sarsılmaz bağlılığını ve Agora filminin bu destansı mücadeleyi ne kadar gerçeğe yakın yansıttığını inceliyoruz.
Kendinden olmayana düşmanlık, ötekini yok sayma/etme, dinin siyaset ve ticarete alet edilmesi, dinde bir ruhban sınıfının oluşturulmak suretiyle özel bir zümreye dokunulmazlık ve kutsallık atfetme, gücün yanlış kişilerin eline geçmesi ile ne gibi vahim neticelerin ortaya çıkabileceği insanlık tarihi buyunca hep tecrübe edilmiştir. Aslında bu acı tecrübeler, bilinmesi ve ders alınması cihetinde ele alındığında, günümüzün ihyası ve geleceğimizin inşası için eşsiz bir hazine mahiyetindedir. Ancak ne yazık ki bu hazinenin kıymetini bilememiş ve yeterince faydalanamamışızdır.
De ki; “Yeryüzünde dolaşın da daha önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın” Rum Suresi 42. Ayet
Müslüman bireyler olarak, Yüce Kur-an’ın emri ile belirlenmiş olan sorumluluklarımızdan bir tanesi de yeryüzünde bizden önce yaşamış ve yaşanmışlara dair gözlemlerde bulunmak ve onlardan kalanlardan, kalıntılarından dersler çıkarmaktır. Seyahat imkânlarının kolaylığı ve internetle erişimin yaygınlaşması kadar, tarihi vakıaların, günümüz teknoloji olanakları ile anlatımı/aktarımı/anlaşılması bakımından sinema ve görsel sanatlar da ehemmiyetlidir ve vazifemizi kolaylaştırıcıdır.
Bu minvalde son zamanlarda izlediğim güzel filmlerden bir tanesini olan Agora’dan biraz bahsetmek ve imkânınız varsa izlemenizi tavsiye etmek isterim.
Özellikle Hristiyanlık açısından karanlık bir dönemi, sebepleri ile birlikte ele alması ve dönemin din, siyaset, hırs ve çıkar ilişkileri üzerinden evrensel meselelere değinmesi ve bu konuları neredeyse tarafsız bir şekilde işlemesi bakımından çok önemli ve etkileyici bir filmdir Agora.
Filmin ana karakteri olan Hypatia, kütüphanede her dinden öğrencisine astronomi, felsefe, matematik ve geometri dersleri veren bir bilim insanıdır/kadınıdır. “Bizi birleştiren şeyler, ayıranlardan daha fazla.” felsefesi ile sokaklara sağır, sadece b/ilim ile meşgul talebeler yetiştirme arzusundadır. Zira her çağın vebası olan bilgiye tahammülsüzlük, o zaman da kitleler düzeyinde revaçtadır ve bilinçli bireylerden ziyade cahil yığınlara sahip olma hedefiyle çalışan dincilerin! Hedefindedir Hypatia.
Hypatia pagan bir inanışa sahiptir. Ancak Hristiyanlığın hem Mısır’da hem de dünyanın birçok bölgesinde hızla yayıldığı bir dönemde yaşamıştır. Hristiyanlar kurdukları kiliseler aracılığıyla örgütleniyor ve halkın içinde inanılmaz bir hızla çoğalıyorlar. Şehrin sokaklarında Hristiyanlar Paganların inanışları ile sürekli alay ediyorlar. Kendilerine bile faydası olmayan bu heykel ilahlardan medet umdukları gerekçesiyle her fırsatta Paganları aşağılıyorlar. Hypatia’nın itirazlarına rağmen babası, daha sonra yanlış yaptığının farkına varsa da, Hristiyanların üzerine yürüme emri veriyor ve kaos ortamının fitili ateşleniyor. İlginç ve tarih boyunca tekerrür eden acı bir gerçek şu ki eleştirdikleri ve yıktıkları putların yerine daha sonra kendi putlarını koyup düşmanlarına benzemeyi ihmal etmiyor Hıristiyanlar.
Hypatia’nın en zeki öğrencilerinden ve aynı zamanda babasının kölesi de olan Davus ayaklanma sırasında efendisine ihanet ediyor ve Hristiyanların safına katılıyor. Bir diğer öğrencisi olan Orestes ise kaos sonrası dönemde şehrin valisi oluyor. Hem Davus hem de Orestes bir kadın olarak Hypatia karşı ilgiye sahipler ve bu ilgileri sebebiyle hayatlarında acı bedeller ödüyorlar.
Çatışan üç dinin kendi kitlelerine bakış açılarını başarılı bir şekilde ele alan filim, neredeyse hiçbirine özel bir önem atfetmiyor ve “körlüğün” her an her yerde, herhangi bir dinde ya da inanışta iktidar hırsı ile nasıl kaynaştığını ve kendini nasıl meşrulaştırdığını başarılı bir biçimde ele alıyor.
Nihayetinde Hıristiyanlığın küstahlığı Yahudilerinkine de paganlarınkine de üstün geliyor ve iktidarı ellerine geçiriyorlar. Kıyımlar, katliamlar, tehcirler birbirini izliyor. Elbette ki Hypatia’ da bundan nasibini fazlasıyla alıyor ve inanmış cahillerin linçine maruz kalıp hayatından oluyor.
Bir bayanın ortaçağ karanlığında, dünyanın şeklini, hareketlerini, güneş sistemini anlama ve anlamlandırma çabası ve hayatını buna adaması gerçekten filmden alınabilecek en önemli derslerden bir tanesidir. Film, Bakara Suresinin 164. Ayetinin aslında nasıl anlaşılması gerektiğini müşahede ettiriyor ve tekraren düşündürüyor.
“Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah’ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgârları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır.”
Asırlardır olduğu gibi günümüzde de Yüce rehberimiz Kur-an’ın emrine rağmen kâinattaki düzene bigâne Müslüman yığınlarımız var ve çoğunluktadırlar maalesef.
Allah’ın ayetlerinin, güzel okunan, manevi haz kaynağı ve iki kapak arasına sıkıştırılmış kutsal sayfalardan daha fazlası olduğunu idrak edecek bilinçli Müslümanların çoğaldığı günleri görmek dileği ve duasıyla.
Selam ve muhabbetle kalın.

