Toprağın Altındaki Altınlara Üzülen Cimrinin Hikayesi
Bir zamanlar, çok da uzak olmayan bir memlekette cimriliği ile meşhur, pespaye giyimli bir adam derme çatma bir evde tek başına yaşarmış. Cimrilikte eşi görülmemiş, benzeri duyulmamış bu adam kazandığı tüm paraları ile altın satın alırmış. Hiçbir kimseye güveni olmadığı içinde tüm altınlarını bahçesine kazıdığı kuyuda, bir sandığın içinde saklarmış.
Aklı, fikri ve zikri hep altınlarla alakalı olan bu adam gece gündüz altınlarını düşünürmüş. Altınlarını düşünmekten, bir zaman sonra gözüne uyku giremez olmuş. Zaten cimrilikte çok da alışık olmadığı yemeden ve içmeden de kesilmiş. Gece gündüz demez, aklına estiği zaman gider, toprağı kazar, altınlarını bir bir sayarmış.
"Hırsızlar her zaman iş başındadır."
Günlerden bir gün oradan geçen bir hırsız, cimri adamı uzaktan görmüş. Yaptıklarının çok da normal şeyler olmadığını anlayan hırsız, cimri adamın evini gözlemeye başlamış. Birkaç gün sonra durumu anlayan hırsız uygun bir zamanda, kimsenin fark etmediği bir anda gelip altın sandığını alıp ortadan kaybolmuş.
Ertesi gün cimri adam bahçesine gidip, toprağı kazmış. Kazmış ama altın sandığını yerinde bulamamış. Tek dünyası altın olan cimrinin, tüm dünyası başına yıkılmış ve ne yapacağını bilemez bir halde, başlamış bağırmaya, dövünmeye, çırpınmaya.
"Her zaman çevrenizde Bilge insanlar bulunabilir."
Yoldan geçen bilge bir adam feryat figan, perişan halde olan cimriyi o halde görünce bahçeye girip ne olduğunu sormuş.
Cimri adam cevap vermiş; Daha ne olsun? Altınlarım, tüm mal varlığım yok olmuş. Hepsi çalınmış!
Dünya malına kıymet verince ve onu kaybedince insanların ne hallere düşebileceğini bilen bilge adam; “Sen o altınlarla ne yapıyordun? Ya da ne yapmayı planlıyordun?” diye sormuş cimri adama.
Cimri adam cevap vermiş; “Hiç… Her gün veya gece gelip onları kontrol eder, sayardım. Sayılarının arttığını ve yerlerinde sağlam bir şekilde durduklarını görünce mutlu olur evime dönerdim” demiş.
Peki “Onca altının vardı madem senin bu üst-başının hali ne böyle? Neden bu kadar kötü bir yerde yaşıyordun? Neden bir eşin ve çocukların yok? Neden o altınların bir kısmı ile senden daha yoksul olan insanlara yardım edip onların mutluluğuna ortak olmuyordun?” diye sormuş.
Cimri adam cevap vermiş; “Eğer başkalarıyla paylaşsaydım azalır, biterlerdi? Ben onları görmesem çok üzülür, mutsuz olurdum” demiş.
“Peki senin tüm derdin ve tasan, mutluluğunun kaynağı sadece onları görmek mi” diye sormuş bilge. “Evet” demiş cimri.
“Pekâlâ, sen burada bekle. Birazdan senin altınlarını bulup yerine koyacağım demiş” bilge adam. Evinden getirdiği sarı boya ile birkaç tane taşı boyamış ve bir sandığın içine koyup kuyuya gömmüş. “Hadi şimdi kuyuyu aç ve altınlarına bak demiş” bilge adam.
Cimri şaşırmış. “Ama onlar altın değil ki” demiş.
Bilge adam, “Ne fark eder ki. Harcayamadıktan sonra sarı bir taş ile altının değeri aynıdır” demiş. “Eğer mesele sadece sahip olmaksa, görmekse, gösterişini yapmaksa buyur sen bu taşların sahibisin ve onlarla istediğin şekilde mutlu ol.” Demiş.
Cimri adam altınlarını bulmuş kadar sevinmiş ve mutluluk oyununa kaldığı yerden devam etmiş.


