İp ne çürüktü ne de çürüdü
İttihatçıların önemli simalarından ve II. Abdülhamit’e en şiddetli eleştirileri yapan Rıza Tevfik Bölükbaşı, aradan epey seneler geçtikten sonra yaptıklarına pişman olmuş ve aşağıdaki dizeleri Abdülhamit için kaleme almıştı.
“Şeytan ne dediyse, biz “beli” dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.”
Mustafa İslamoğlu ise bu şiirden bir cümle ile “Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.” deyip, geçmişinde İslamcı olması sebebiyle pişmanlığını dile getirdi geçtiğimiz hafta.
Elbette ki insanların yaptıkları hatalardan pişman olup bunu dile getirmeleri en doğal haklarıdır. Ancak yanlış veya hatanın kendisinden değil de içinde bulunduğu ortamdan, yürüdüğü yoldan, yolunu aydınlatan ışıktan kaynaklandığını iddia etmesi pek de masumca değildir.
İman risalesi yazarak yürekleri fethe kalkışan Mustafa İslamoğlu’nun, o yüreklerdeki uydurulmuş dinin yerine, indirilmiş dinden devlet kurma hayal ve hedeflerinden vaz geçip bugünkü pişmanlığına nasıl ulaştığını bilemiyoruz. Bunu ancak kendisinin izahı ile bir gün bilebileceğiz belki. Ancak İslamcılığı bir çürük ip olarak görmesi ve onun çürüdüğünü iddia etmesi kabul edilebilir değildir.
Bir ülkenin her vatandaşı ülkesini, vatanını sever ve yeri geldiğinde de savunur. Ancak birileri de bu savunma işini bizatihi üstlenir ve her türlü dış tehdide karşı sürekli teyakkuzda olur. Hem vatanını hem de vatandaşlarını korur. İşte bunlara asker denir. En dinamik ve en güçlü zamanında bireyler sırayla bu vazifelerini icra eder ve sonrakilere bu görevi, bayrağı devrederler. Bu vazifeleri esnasında asker olarak anılanlar sonrasında da askerliğin yapmış olarak anılırlar.
Bu misali şu sebepten verdim. Müslüman ve İslamcı kavramların daha basit bir şekilde ayırımını yapıp izahını kolaylaştırmak. Evet her İslamcı aynı zamanda Müslümandır. Yani bir İslamcı, Türkçedeki “cı, ci, cu, …” kelime yapım eklerini alıp İslam’ı satan tüccar değildir. Bizatihi İslam’ın muhafaza ve müdafaasını üstlenen erdir. İlmi, bilgisi ve gücü nispetinde ceht içinde olandır.
İslamcı hem Müslümandır hem de aynı zamanda insandır. Her zaman hata yapabilir, istikametini kaybedebilir. Belli bir süre sonra bundan pişman olup yeniden bulunduğu mevziiye dönebilir. Hakeza farklı bir yola girip aynı hedefe yürümeye de devam edebilir. Ancak kendisinin yorgunluğunu, yılgınlığını, yanılgısını, yanlışını, yürüyüşünü İslam’a mal etmemelidir.
Evet. İslam bir yoldur. İslamcılar ise bu yolun yolcularıdır. Bu yolda Allah’ın ipine sımsıkı sarılanlar, O’nun izniyle menzile ulaşanlar olacaklardır. Allah’ın ipi dün olduğu gibi bugün ve yarında sapa sağlam olandır, olacaktır. Çürümesi mümkün değildir.
Yüce Allah (cc) Müslümanlar emrediyor;
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Ali İmran Suresi 103. Ayet)
Rabbim bizi ipinden ayırma. Âmin.

