Şaklaban (Dalkavuk) Kurt ve Kurnaz Tilki Masalı
Bir zamanlar büyük bir ormanda yaşayan ve ormanların kralı olarak bilinen bir aslan yaşarmış. Yıllar geçmiş ve her canlı gibi o da yaşlanmış. Ama yaşlandığını kabullenemiyor, yaşlanmayı kendine yakıştıramıyormuş. Emir vermiş tüm ilim ve bilimle uğraşanlara. Tez vakitte bu yaşlanmaya bir çare bulunsun demiş. Bin bir telaş ile düşünmeye başlanmış ilim ve bilim ehli hayvanlar. Zira krallara biz bir çare bulamadık demeye kimse cesaret edemezmiş. Nihayetinde emir gelmiş ve ormanın her tarafından ve her türlü hayvanların en iyi bilenlerinden birkaçı toplanıp korkarak da aslan kralın sarayına gelmişler. Sadece tilki yokmuş aralarında. Evine kapanmış, gelmemiş. Kurt da dalkavukluk etmek için tilkinin gelmediğini Kral’a söylemiş.
“Derhal” demiş Kral, “Bulun ve onu huzuruma getirin.” Sarayın muhafızları aramış ve bulmuşlar Tilkiyi. Getirilmiş saraya. Çıkarmışlar aslan kralın huzuruna. Ancak Kurdun oynadığı oyunu anlayan tilki, “Korkarım ki, gerçek olmayan bir durum bildirilmiş size, saygıdeğer Kralım.” demiş. Ve eklemiş:
“Ben de saygılarımı ve araştırmalarımın neticelerini sunacaktım size. Ama hacca gittim önce. Kralıma sağlık dilemeye. Bilginler, doktorlar gördüm yolculuk sırasında. Derdinizi ve isteğinizi tek tek anlattım onlara. Size sıcaklık gerekliymiş. Bunun da tek çıkar yolu varmış. Bir kurt diriyken yüzülerek, derisi sıcak sıcak üstünüze serilecek. Çok iyi geliyormuş yaşlanmaya. Cildinizi ve bedeninizi anında gençleştiriyormuş. Bu iş için de kurt hazretleri emrinizdedir!”
Kral, pek hoşlanmış bu sözlerden. Emir vermiş. Kurdun derisi yüzülmüş, eti parçalanmış. Etini atmış ağzına, kürkünü de geçirmiş sırtına. Karnı tok, sırtı pek, keyfi yerine gelmiş Aslanın. Tilki ise hem kralın cezasından kurtulmuş. Hem de kendisine tuzak kuran Kurda gereken dersi vermiş şekilde evine dönmüş.
Masalımız burada bitti. Ancak hayat devam ediyor. Hangi yaşta ve nerede olursak olalım, sırf birilerine yaranmak için başkalarına tuzak kurmanın çok kötü bir şey olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Zira bir gün tasarladığımız o tuzağa muhakkak kendimiz de düşeriz. Bu dünyada olmasa da ahirette bedelini öderiz.


