İnsan için, hayatın her alanında, var olan her şeyle irtibat ve ilişkinin en önemli ve belirleyici faktörü ahlaktır. Günün ihyası ve geleceğin inşası için ahlaki ilkelerin varlığı ve bilinci bu sebeple büyük önem arz etmektedir. Her bireyin, her bir durum için farklı bir ahlaki ölçütünün olması beraberinde çatışmaları ve çekişmeleri getirecektir şüphesiz. Bu sebeple birey, aile ve toplum ilişkilerinde ortak ahlaki kriterlerin olması ve bunların her bir fert tarafından benimsenmesi zaruridir.
Aşağıda birkaç örneğini bulabileceğiniz üzere, insanlık tarihi boyunca birçok filozof ve düşünür, bencilik, anarşizm, sezgicilik, varoluşçuluk, ahlak dışılık vb. isimlerle insan eylemleri üzerinde tezler üretmiş, önermelerde bulunmuşlardır.
“Ahlak bize faydalı olanı aramayı öğretmeli ve hazları elde etmeye yaramalıdır. Bir eylemin iyi ya da kötü sayılması o eylemin vereceği sonuçlara bağlıdır. Fayda veren şey ‘iyi’, fayda vermeyen şey ‘kötü’dür.” diyor İngiliz filozof ve “Faydacılık” akımının kurucusu Jeremy Bentham.
Sokrates'in öğrencisi Aristippos ise geliştirdiği “Hazcılık” teorisiyle; “Her davranışın nedeni, mutlu olmak isteğidir. Yaşamın gereği hazdır. Haz insanı insan eden duygudur… En üstün iyi, hazdır… Duygularımızın getirdiği hazza yönelmeli, acıdan kaçmalıyız” der.
Nobel ödüllü Amerika’lı yazar Ernest Hemingway ise “Ahlak konusunda inandığım ilke şudur; bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o ahlakidir; eğer kendini kötü hissediyorsan o gayri ahlakidir.” diyor.
Ancak insanı yoktan var edeni bilmeyen, görmezden gelen veya hesaba katmayan bu parçacı, ben merkezli, sonuç odaklı akımların tamamı hiçbir şekilde insana, içinde yaşadığı toplum, çevre ve doğa ile birlikte mutlu, huzurlu ve tatminkâr bir yaşam imkânı sunamamıştır. Hep bir yanına odaklanmış, diğer yanını eksik bırakmıştır insanın.
Kişinin gururunu ve öfkesini tatmin etme, asalet, cömertlik ve yiğitlikle şöhret kazanma, makam ile saygı görme, insanlarda hem korku hem de hayranlık duygusu uyandırma arzusunu teşvik edegelmiştir bu tür akımlar.
Davranış ve duygular, hep görünen ya da gösterilebilen yanlarıyla değerlendirilmiş, hayat sadece ben merkezli olarak tasarlanmıştır. Daha az zarar, daha çok kar mantığını güden bu tezlerin gayesi, zihinleri “bana ve bugünüme faydası nedir?” sorusu ile meşgul etmek, insanı atıl, duygusuz, duyarsız ve bencil bir varlık haline getirmektir.
İslam dini ise, rekabet ve küçümseme duygusuyla geçici hazlara düşkünlüğün doğurduğu kabalık ve hoyratlığın karşısına, insanın nefsini dizginlemesi, tabiatını öfke ve şiddetten koruması anlamına gelen hilm (müsamahakârlık) ve şefkati koymuştur. Bu şekilde insana, insanın kendi dışındaki varlıklara çevirdiği mücadele enerjisini kendi nefsinin kötü arzu ve isteklerine karşı yöneltmesini öğretmektedir.
Yüce Allah bütün yarattıklarına karşı merhametli olmayı, beşeri ilişkilerde dürüstlük ve güvenilirliği, karşılıksız sevgi ve fedakârlığı, samimiyet ve iyi niyeti, kötü eğilimlerin bastırılması gibi güzel ahlakın birçok timsalini bizlere Kur-an’ı kerim ile bildirmiş ve Hz. Muhammed’in (sas) hayatı ile göstermiştir.
İslam ahlakının asıl kaynağı Kur'an ve onun ışığında oluşan sünnettir. Nitekim Hz. Aişe bir soru münasebetiyle Hz. Peygamber'in ahlakının Kur'an ahlakı olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple İslam ahlak düşüncesi Kur'an ve Sünnet'le başlar.
Kur'an- ı Kerim ihtiva ettiği diğer konular gibi ahlak konularını da herhangi bir ahlak kitabı gibi sistematik olarak ele almamakla birlikte, eksiksiz bir ahlak sistemi oluşturacak zenginlikte prensipler ve ameli kurallar getirmiştir.
Kur'an ve Sünnette ahlak ile ilgili genel hükümlerin yanında birçok ahlaki davranışlar için özel hükümler de yer almaktadır. Ancak, her şeye rağmen hakkında hüküm bulunmayan meseleler de olmuştur ve olabilir de. Hz. Peygamber, "Helal de haram da bellidir; bu ikisi arasında ise şüpheli durumlar vardır. Şüphelerden sakınan kişi, dininin şerefini korumuş olur" şeklinde buyurmuştur.
İslam inancına göre bütün insanların yapabilecekleri dolayısıyla yapmak zorunda oldukları iyiliklerin yanında, yapılması kişinin fazilet ve kemal derecesine bağlı hayırlar, iyilikler, güzellikler de vardır.
Bu iki iyiliğin bir karşılaştırmasını Müslüman düşünür ve filozof Farabi şu şekilde yapmıştır. “Cennete gitmek için bir yoksula yardım etmek gibi, araç haline getirilmiş iyilik ve gerçekten iyi olduğuna inandığı için yapılan iyilik… Ahlaki olan, bu ikinci tür istekle yapılan davranıştır.
Günümüze baktığımızda, maalesef Müslümanların hayatlarının her alanına Kur-an ahlakından ziyade seküler ahlak anlayışlarının daha çok hâkim olduğu gözlemlenebilmektedir.
Buyurun birkaç örneği birlikte okuyalım ve değerlendirelim.
“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat, 6)
Okuduklarımıza veya duyduklarımıza inanma ve ona göre hareket etmede kaçımızın kıstası Kur-an’ın bize öğrettiği ahlakın timsali bu ayettir acaba? Sanırım biz, bizden olanlara sorgusuz güven ve itaatle hareket ediyoruz. Doğruluk ve gerçek derdimiz olmaktan çoktan çıkmış.
Ya da kaçımız, bugün ihtiyacı olduğu halde kardeşinin, dostunun, arkadaşının, komşusunun ihtiyacını öncelemektedir? “Biz” demeden önce “Ben” demeyi salık veren psikologlara, terapistlere, uzmanlara inat. Bu muhteşem ahlaka sahip örnek Müslümanlardan kaç tane var etrafımızda?
“Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr, 9)
Sadece Allah rızasını gözeterek kendisine yapılan kötülüğü unutan, affeden ve o kötülüğü yapana karşı iyilikle cevap veren insanlara, Müslümanlara ne kadar da muhtacız değil mi? Sadece bunun hayali bile yaşadığımız dünyayı güzel kılmaya yeter. Ama kulağımıza fısıldanan, gözümüze sokulan nedir? Sen her şeyden kıymetlisin! Gurursuz olma! Göze göz, dişe diş! Sakın altta kalma!
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tavırla sav! O zaman bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fusilet, 34)
Bunlar ve daha birçok ayetle ahlaki kaideler, Yüce Allah (cc) tarafından biz kullara izah edilmiş, tavsiye edilmiş, emredilmiştir. Hâsılı kelam, sadece ve sadece Allah’ın rızası ve sevgisini gözeterek yaşadığımız, davrandığımız takdirde hem kendi iç huzurumuzu temin etmiş oluruz. Hem de içinde yaşadığımız toplum ve çevrede iyilik ve güzelliklerin tesisine vesile olmuş oluruz.
Peygamber efendimize bahş edilen o güzel ahlaktan nasiplenmeyi ve o ahlak üzere yaşamayı Rabbim cümlemize nasip etsin inşallah.
Ali Bilmez

